Sep 16, 2009

gaybanalar

üniversite hayatıyla başladı bu topluluk içinde/topluluk için çalışma durumu. o zamana kadar karnenin için sağ köşesinde duran 5 pekiyilerimizden birinin sahibiydi. üniversiteye girdiğimden beridir ki anladım ki sol tarafa almak lazımmış onu. hatta beceremeyeni üniversitelerin komün çalışma ortamı gerektiren bölümlerine almasınlar, gerekirse mezun olmasın. bu konuda da faşistim artık. ben ki alemin tembeli beni bile bezdirdiniz allahsızlar.

tembel demişken gaybanalık ile tembellik arasındaki farkı bilmek gerekir. mevzumuza bahis gaybanalar, bir toplu projede görevi diğerlerine yıkanlarla hayatıma girdi. şimdi zorlayınca kime bu yüzden gıcık olduğumu hatırlamamla birlikte sinirim geçmiş o derece uzun zaman oldu. her tembel olan gaybana olmaz. gaybanalar bunlar yüzsüz olur. ama ben bundan burada bahsetmicem dedikçe deşer oldum biri beni durdursun.

"çok çalışkanım, çok başarılıyım" diye kendine titr edinmiş ya da öyle zannettirmiş gaybanaların hiç bi işe yaramadığını görüp bilerken kendime tembel diyerek haksızlık ediyor olduğumu zaten geçtiğimiz çalışma hayatı yıllarımda gördüm. o orda bitti. şu yeni çalışma hayatımda diğer tarafın ne garip bi yer olduğunu, içindekilerin de ilginç olduğunu düşünürken onlara da haksızlık ediyor olduğumu bildim çünkü herkes içinde bir grup insanmış aslında garip olan. evet gaybanalar. platon'un dünyasında değiliz, olur böyleler.

biz tembellerin derdi kendiyle olur. misal yapmaz yapmaz son güne kalır sabahlar. ya da tek başınadır, yapmaz seneye yaparım der. ama tembeller de olsa gaybana değillerse yarı yolda bırakmazlar.

son zamanlarda sıkça yaşadığımız üzre, kendisi atlayan ya da kendisinden yeterinden fazla zaman önce "olur"unu aldığım/aldığı insanların son dakika gollerinin ardı arkası kesilmiyor. benim anlamadığım şudur ki; evet liseyi dedem de bitirir ama üniversiteyi de nasıl bitirip sonraki aşamalara gelinebildiği. sosyal zeka mı yoksa bildiğin zekanın eksikliği midir ki içinde bulunulan ya da içinde bırakılan durumun ehemmiyeti kavranılmıyor olsun. ve insanlar başlarını kuma gömerek mi o gece rahat uyuyorlar, yoksa zaten yarattıkları bu durumlarda uykusuz kalsalar hiç büyümezler miydi?

seni işe aldıkları için önceki işinle konuşup ayrılmanın akabinde "başkasıyla çalışmaya karar verenler" var bu dünyada. ya da "hocam" diye hitap ettiklerin arasında son güne gelip de hala yapmadığı iş için "ben almiyim o zaman" diyip "çayını tazeleyim mi?" diye sorulduğunu zannedenler var. hatta seni ilkokul öğretmeni (kendi ilkokul öğretmeni vadaymin) zannedip "o vardı bu vardı" diyenler var. evde gazetenin verdiği karton maketten bi süre sonra bi geridönüş alamasan annene "benim çiftliğim noldu?" diye sorman mı diye sorasımın geldiği şu noktada, yaptığı bi işin peşinde olmayanların bulundukları -bi yerde bulunmuş olmasını bişey olduğunu varsayalım- yerde nasıl bulunduklarını sorgularken, aynı seviyede -diyelim öyle olsun- bulunan bir diğerinin 3 gün sonra "bizim şey noldu?" diye sorması da idrakı iyice zorlaştırıyor. bi de bunun yanında kendi kendine, sana cevap vermeden yapması gereken işi sonraya erteleyenler olmaz mı, burda onlardan bahsettiğimize göre olur. bunlar zaten genelde "arkadaş" diye bir üçüncü kişiye anlatırken bahsettiklerinden çıkıyor. ki ben aslında bu dersi aldıydım da. aylık yayınlanan bir yayında
"yazarımız kendini ne sandığını bilemediğimizi sandığımız bir sebepten yazısını yazamamıştır" denildiğinin görüldüğü bir yerler var bu dünyada heralde o dersi almamışım ben. adam değilse bir insan adammış gibi davranması daha da garipleştiriyo evrenin nefes alınan yerlerini.

*bu filmlerin hepsini gören ben değilim, alınan olursa gerçek bile varsa
"onu ahmet'e sorun yahu" diycem.

2 yorum:

streetlight said...

yarısında sıkıldım yazının

enola is gay said...

önsözü okumadan lord of the rings okumuş gibisin ondan oldu o.
biraz küçük bi zümreye hitab etti bu yazı.

kusura kalma.