May 1, 2012

18. Gün - Radyoda hep duysam bi şarkı

Facebook'a girmeyen insan değilim, video paylaşmayan insan da değilim, izlemeyen hiç değilim. Emme ve lakin müzik videosu hiç izlemiyorum niyeyse, çok ilgimi çeken biri ya da dinlediğim grup bile olsa. Belki de uzun diye bilemedim. Bu şarkıyı da listemde herkes 5 kişinin 1 gitarı çaldığı videoyu paylaştığında hiç bilemedim, Özen ne zaman dinletti o zaman bildim. Sonra orjinali çıkıverdi bi anda, bilmiyorum hikayeyi. Ellen deGeneres ya da böyle bişey, onlara gitar verdi 5 tane, onu biliyorum ama.

Sözleri pek sallamıyodum, sadece "Somebody that i used to know" küçükken birinden hoşlaşmayı bırakınca sarfedip kendi kendimize evrenden intikam aldığımız Nazım Hikmet şiirini hatırlattı bana ilk anından beri:

 

"Akisleri sönen bir ses gibisin. Mâziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni, eminim. Kalbimde kalbine yok bile kinim. Bence artık sen de herkes gibisin."

Biraz ergen geldiydi, çok da dinlemedim, birine seni sallamıyorum dememenin en kötü yolu da olabilir zaten.

Geçen Cumartesi Tektekçi'de çalınca, sözlerini duyduğumda ergene bağladım heralde, Fatoş'a derken buldum kendimi. O günden sonra şarkıyı dinleme isteği duyuyorum. 

Zaten gerisini dinleyince de anlıyosun, o iş öyle değil. Adam artizlik peşinde değil, karşı tarafa "Terbiyesizsin" demek istiyor sadece.

17. Gün - Radyoda çok duyduğum şarkı

Günler torbaya girdi yalan oldu, bitti. 

Boş günler hiç bi nane yapamama laneti, dolu günler vaktin asla yetememe durumu. Ama heb düşündüm cevaplarını da. Bazılarını hatırlamıyorum tabii o kötü oldu, "Heh bunu iyi buldum." diyodum.

Neyse,

Salon2'de çok dinlerdik radyo, şimdi dinlense de kulak kesilmiyorum. Ama o zamanlar radyoda sürekli çıkan, çıkmadığında sevildiği için dinlenen şarkı, şimdilerde yine çok dinlenmeye başlandı çalışma ortamımda. O yüzden Lykke Li, I Follow'a gelsin geçmişteki bu gün.

 

Mar 27, 2012

16. Gün - Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim bi şarkı

Eskiden metal müzik dinleyen bir insan olarak şimdi onlarla çok haşır neşir olmasam da dinlediğimde hala hoşuma gider gibi bir durum da var..

Amma ve lakin, bir zamanlar hayvanlar gibin dinlediğim Incubus'e (Incubus'a?) dayanamıyorum nedendir bilinmez. Adamın sesi bana Kings of Convenience dinlemeyle aynı hissiyatı veriyor. 

Çok da hatırlamıyorum en sevdiğim hangisiydi ama sanırım bunu da pek seviyorumdur, gençliğin diğer kısmı gibi.. 

Neden acaba di mi aslında?

Mar 26, 2012

15. Gün - Beni anlatan bir şarkı

Baştan beri en bilemediğim bu şarkı idi. Geçen hafta pek düşündüm ve "Dresden Dolls - Missed Me"ye karar verdim. Çünkü ben gerçekten öyle bi insanım gerçekten. Daha karizmatik, daha sofistike, daha cool bi şey bulmak isterdim ama olmadı. Ilk diinlediğim zaman da aynısını düşünmüştüm. Şarkıyı dinlerken aklıma Esra geliyo belki ondan duymuşumdur. Ben biraz buyum şimdi olmasam da:

"missed me missed me now you've got to kiss me
if you kiss me mister you must think im pretty 
if you think so mister you must want to fuck me 
if you fuck me mister it must mean you love me 
if you love me mister you would never leave me
it's as simple as can be!

missed me missed me now you've got to kiss me
if you miss me mister why do you keep leaving
if you trick me mister i will make you suffer
and they'll get you mister put you in the slammer and forget 
you mister then i think you'll miss me won't you miss me 
won't you miss me

missed me missed me now you've got to kiss me
if you kiss me mister take responsibility
i'm fragile mister just like any girl would be
and so misunderstood (so treat me delicately!)"

Derken ondan vazgeçtim, şu an uzaklaştım ya da ve tüm zamanların en ben şarkısının bu olduğuna karar verdim. Hatta galiba Handan bana "Bu sensin." diye mi dinlettiydi? Yoksa o başka mıydı? Mutfakta neler oluyordu? Ben de bu kadar basitim:

Mar 24, 2012

13. Gün - Sizin sümüğünüzü atmayacağınız bir şarkı

Bunun İngilizce'si "A song that is a guilty pleasure". Sözlükte biri "mahçup zevk" demiş, işte aynen ondan. 

Bana bir yeri anlatan şarkıya bunu koymayı düşünmüştüm ta ki böyle bir başlık olduğunu görene kadar.

Keza hayatımın 1.5 aylık bir staj dönemini, o dönemde kazandığım arkadaşlarımı, Fransız özentiliğimin başlamasını hatırlatıyor bana. O zamanki 80 tane stajyere de sorsan o yazı sana anlatırken fonda da bu şarkıyı duyarlar. Öyle de dandik ama öyle de maruz kalmıştık ki "Aaaah yeter"lerden sonra bir nokta da artık keyif almaya başlamıştık. İşte şu an bende öyle kaldı. 

Bunu da önden önden koyayım da bitsin gitsin bu utanç: